06 Eylül 2017

BULDUĞUN NE?







2.06.2017

“Konuştum ve ruhumu korudum!” (Karl Marks)



8.06.

Tanımadığın insanlardan nefret etmek için ne kadar çok kişisel sebebin var!



26.06.

Gün içinde yaptığın bütün konuşmaları gecenin sessizliğinde hatırlamaya çalış; korkunç bir yavan duygu kaplayacak ruhunu. Oysa herkesin kullandığı o sözcükleri arada sırada da olsa hiç kimsenin bir araya getiremeyeceği dizilimlerde de  iletebilirdin. Ancak sen de haklısın, herkesin geçtiği o yollarda yürürken bu mümkün değil, biliyorum;  doğumunla yüklenen yaşamının anlamı, bilincin tarafından nesnel olarak yeniden kurulmamışken, nasıl olacak ki söylenmemişi söylemek.
 Sanatçılara olan bu kayıtsızlığın nedeni de bu mu acaba? Vicdan azabı gibi karşına  olur olmadık yerde yaratılmamışın dili ile çıkması?



"Akşamın olduğu yerde bekle diyorsun/ Gelmiyorsun/ Çünkü seni ne çok sevdiğimi biliyorsun/ Gelmiyorsun" diyen güftekarın masasında oturup hiç konuşmadan saatlerce sessiz içmek isterdim. Sonra gün ağardığında boş sokaklarda yalpalayarak yürürken kendi kendime mırıldanmak: onunla ne çok şey konuştuk!



3.07.

Bir insanın kahramanının çevresinden biri ya da tarihsel kişilik olması kadar eksik yaşam tetikleyicisi olamaz. Oysa kurgusal dünyanın mitsel kahramanları, bir canlının sonunda mutlaka kişisel çıkara dayalı somut rol model örnekliğini aşarak, evrensel olan soyut değerlerin ulaşılmaz karakter arketipidir. Söylüyorlar, görüyorum, kahramanlar çağı biteli çok oldu!



4.07.

Özgeçmişimi istemişler, kabul edilmek için… Kentsel kalabalığın kaotikliğinde ruhsal sağlığın korunabilmesi için yaratılan zorunlu mesafeler ve bir insanı ancak  yarım sayfa yazı ile  tanımak! İnsan personalarından ibaret değil ki; dokun ona!



Orada burada “ben mutsuzum” diyecek kadar mutsuz olmayanlarla dolu bir çevre! Bilmezler mi mutsuzluğun dili yoktur, tavrı vardır. Hiç konuşmayanlar mı? O kadar mutsuz insanı eninde sonunda ipin ucunda görürsün!



14.07.

Dün gece herkes gibi birisi, sevgilisi onu terk edip başka birisine gitti diye, çok ama çok kızdı!



15.07.

Beni bana verdiler; ölümü düşünmekten ne yapsam tam oyalanamıyorum!



01.08.

Senaryomu aldığı andan itibaren karakteri üzerinde saatlerce düşünüp notlar alması, sözlerin davranışların altını doldurması… Setteki dakikliği, tüm olumsuz maddi koşullarımıza uyum sağlaması, geç saatlere kadar beklerken söylenmeyi bırak, yüzünden en küçük bir şikayet belirtisi olmaması…
Aytaç Arman: sinemamızın soylu prensi. Ondan herkesin öğreneceği ne çok şey var!



8.08.

Bu günkü sen yıllardır görüşmediğin dostlarının çoğunun ne kadar sıradan kişilikler olduğunu hatırlarken, onlar da senin için aynı şeyi düşünüyorlar mıdır? O zaman tekrar bir araya gelseniz mi acaba? Düşünceyi doğuran akıl herkese ilk başlangıçta eşit verildiğine göre, gelişim evreleri de eski dostlarında kategorik olarak seninle benzer ya da daha yüksek aşamalara ulaşmış olabilir… Ne saçma bir umut bu!



29.08

Eski bir filmin hayatta olmayan oyuncularının tematik çatışmalardan geçerek ve  bedeller ödeyerek son sahnede ulaştıkları arzularından, şu an alemde olmadıklarını bilen  bana   bir başka mesajları daha kalır: “bulduğum ne?”



















Hiç yorum yok:

Yorum Gönder